Assos
Rota Hakkında
AŞK İÇİN FELSEFE, ASSOS.
Doğanın milyonlarca yılda şekillendirdiği kaya oluşumlarına, insanoğlunun binlerce yılda eklediği yapılar Assos’un karakterini oluşturuyor.
Ancak, Assos’un karakterini oluşturan bir diğer önemli unsur da felsefedir. Hem de içinde aşk olan bir felsefe. Tarihin sayfaları insanların aşk uğruna yaptıklarıyla dolup taşar. Bu yapılanlar bazen bir roman, bazen bir film ya da mitolojik bir efsane olarak karşımıza çıkıverir.
Sanırım, şimdiye kadar okuduğunuz hiçbir romanda, izlediğiniz hiçbir filmde ya da dinlediğiniz hiçbir efsane de aşkı uğruna felsefe okulu kurup, bu okulda yıllarca felsefe dersleri veren bir kahramana rastlamamışsınızdır.
Ne kadar gerçek, ne kadar masal bilinmez ama söz konusu Assos olunca bu hikayeyi anlatmadan geçmek olmaz. Hikayenin kahramanı ünlü filozof Aristo, uğruna felsefe okulu kurulduğu söylenen kişi güzeller güzeli Pythias. Okulun açıldığı kentse, bu yazının kahramanı Assos.
Hikaye şöyle anlatılıyor. “Assos Kralı Hermias, sınıf arkadaşı olan Aristo’yu kente davet eder. Bu ziyaret sırasında Hermias’ın dünya güzeli kızkardeşi Pythias’a aşık olan Aristo kentten ayrılmasına rağmen Pythias’ı aklından çıkaramaz. Bu durumu öğrenen Hermias, Aristo’nun Assos’ta bir felsefe okulu kurması şartıyla kızkardeşiyle evlenmesine izin vereceğini söyler. Bu şartı kabul eden Aristo Assos’ta bir felsefe okulu kurar ve M.Ö. 348 – 345 yılları arasında bu okulda üç yıl boyunca felsefe dersleri verir”.
Bu konuda ki bir başka söylence ise Aristo’nun, hocası Platon’un ünlü eseri “ Devlet” te anlattığı ütopik devleti hayata geçirmek için Assos’ta yaşadığı ve felsefe dersleri verdiği yönündedir.
Assos’un bilinen üçbin yıllık tarihinde yapacağımız kısa bir yolculuk kentin güçlü geçmişini anlamamızı sağlar. Tarihin babası sayılan Herodot’la aynı dönemde yaşamış olan Lesbos’lu (Midilli) tarihçi Hellanikos’a göre Assos’u Lesbos Adasında ki Methymna kenti sakinleri kurmuş. Tarih ise M.Ö. 7. yüzyıl. Ardından Ege’de ki birçok antik kentin başına gelenler Assos’un da başına gelmiş. Diğer kentleri işgal edenler burayı da boş geçmemişler.
M.Ö. 6. yüzyılda Lydialılar ardından Persler Assos’u işgal etmiş. M.Ö. 5. yüzyılda birçok Ege kenti gibi Attik- Delos Deniz Birliği’ne giren kent bu dönemde Pers valileri tarafından yönetilmiş. Sonrasında, Büyük İskender’in ardından Bergama Krallığı’nın yönetimine giren Assos, 133 yılında Roma İmparatorluğu’na bağlanmış.
Bizans egemenliği döneminde Assos piskoposluk merkezi olur. St.Paul ve St.Lukas’ın Alexandrai Troas’a giderken Assos’a uğramış olması bunun nedenidir.
14. yüzyıla gelindiğinde ise tüm Anadolu gibi Assos’ta Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılır.
Assos, limanı ve surlarla çevrili kenti ile iki bölümden oluşuyor. Her ne kadar liman kenti olsa da Assos denizden yaklaşık 240 metre yukarda ki kayalık bir alan kurulmuş.Kara tarafından Assos’a gelirken önce antik kentin bulunduğu bu heybetli kaya kütlesi göze çarpıyor. Bugün bu kaya kütlesinin önemli bölümünde antik kentle içiçe yaşayan Behramkale Köyü bulunuyor. Burası Assos gezisine başlamak içinde en uygun yer. Tamamen yöreye özgü kızıl andezit taşından yapılmış evlerden oluşan köyün küçük meydanında ki dükkanlar da hediyelik eşyalar satılıyor. Restoranlar da, bu meydan da. Burada yenilebilecek en özel şey avcı böreği.
Köyün meydanında bulunan kahve, manzarasının güzelliğinin yanında yerel halkla, Assos ziyaretçilerinin birlikte vakit geçirdikleri bir mekan. Bu nedenle, belki de Assos’ta yapabileceğiniz en keyifli sohbetleri burada yapabilirsiniz. Behramkale adının Bizans döneminde bölgede vali olan Makram’dan geldiğini yine bu kahvedeki sohbetlerden öğrenirsiniz.
Köyün içinden geçerek çıkılan Assos antik kentine girmeden önce, tüm ovaya hakim konumda ki minaresiz bir cami dikkat çeker. Osmanlı döneminden geriye kalan Assos’taki iki eserden biri olan Hüdavendigar Camii I.Murat dönemi olan 14. yüzyılda inşa edilmiş. Köy gibi cami de tamamen taştan. Devşirme malzemeyle yapılmış caminin kubbesi içeriden son derece etkileyici görünüyor. Kapısı sürekli kilitli, ancak anahtarını, antik kentin girişindeki bekçiden alıp caminin içini görebilirsiniz. Osmanlı’nın Assos’ta bıraktığı diğer eseri ise köyün dışındaki üç gözlü taş köprü.
Caminin yanından geçerek çıkılan tepenin en üst noktasındaki alanda ise geçmişte Athena Tapınağı bulunuyormuş. Bugün, ayağa kaldırılmış birkaç sütun ve zemin kaidesinden başka tapınaktan geriye pek bir iz kalmasa da Edremit Körfezi’nden Midilli Adası’na kadar görülebilen muhteşem manzarası hala yerli yerinde.
İ.Ö. 530 yılında inşa edildiği düşünülen tapınak dorik tarzda olmasına karşın çatı altı frizleri İyon tarzında yapılmış. Bugün bu frizler Boston, Louvre ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergileniyor. Tapınağın iki farklı tarzı barındırması, muhtemelen inşası sırasında Anadolu ve Ege Adalarında ki farklı uygarlıklardan yapı ustalarının burada çalışmış olmasından kaynaklanıyor.
Athena Tapınağından sonra Assos’un en etkileyici yapısı şehir surları. Tüm kenti çevreleyen suraların büyük bölümü hala ayakta ve antik Ege uygarlıklarının göz alıcı taş işçiliğini yansıtması bakımından son derece önemli. Yer yer yüksekliği 20 metreyi bulan surların üzerinde iki ana , yedi küçük olmak üzere dokuz adet şehre giriş kapısı bulunuyor.
Kentin nekropolü yani mezarlığı ise bu ana kapıların hemen önünde şehrin dışında yer alıyor. Özellikle batı kapısı önünde yoğun olarak bulunan lahit mezarlar bir zamanlar Assos’luların diğer kentlere ihraç edip önemli gelir sağladıkları bir ürünmüş. Bu lahitler “insan yiyen” olarak ün salmış.
Assos’un kurulu olduğu tepenin denize bakan yamacı sosyal ve kültürel yapılara ayrılmış. Limana inen yolun sol tarafında kalan bölgede tiyatro, meclis binası, agora ve gymnasıum kalıntıları bulunuyor.Bu kalıntılar arasında, geçirdiği restorasyon sonucu en sağlam durumda olanı kentin tiyatrosu. İ.Ö. 2. yüzyılda at nalı biçiminde inşa edilmiş olan tiyatro Roma döneminde yenilenmiş. Son yıllarda Efes Pilsen sponsorluğu ve Ümit Serdaroğlu önderliğinde yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları sayesinde tiyatro gibi kentteki pek çok alan ortaya çıkarılmış.
Tiyatronun önünden devam eden asfalt yoldan aşağıya, denize doğru devam edildiğinde limana ulaşılıyor. Behramkale Köyü gibi limanda da yer gök taş. Parmakla sayılacak kadar az sayıdaki yapıya ev sahipliği yapan limandaki binaların tamamı kızıl andezit taşından olduğu gibi, sokakları da bu taşla kaplı.
Liman Assos’un keyif ve eğlence mekanı olma özelliği taşıyor. Özellikle akşam saatlerin de oldukça kalabalık olan liman denizin hemen kıyısındaki balık restoranlarıyla ünlü.
Assos’un yakın çevresinde bulunan Truva, Aleksandra Troıa, Apollon Smitheus gibi antik kentler, Kazdağları gibi doğanın cömert olduğu mekanlar, Kadırga gibi tertemiz plajlar, Babakale ve yörüklerin yaşadığı köyler ziyaretçilerin burada uzun zaman geçirmelerini sağlıyor.
Yeterince işlenmemiş, ancak pırıltısıyla göz kamaştıran küçük bir elmasa benzeyen Assos’un pırıl pırıl denizinin ve yakın çevresinin tadını çıkardıktan sonra güneşin veda etmeye başladığı saatlerde, Assos’ta yapılacak en güzel şey şarap eşliğinde Athena Tapınağı’nda olmak.
ÖMER KOKAL
Bu Bölgeye Düzenlenen Turlar
Bu Bölgedeki Oteller
Şu an için kayıtlı otel bulunmamaktadır.









